İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR ?

,


İnsülin direnci nedir?
İnsülin; pankreas bezinden salgılanan, kan şekerini düşürücü etki yapan, yağ dokusunu azaltan ve protein yapımını artıran önemli bir hormondur. İnsülin, kandaki şekerin kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Kanda  yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, ancak hücrelerin alabileceğinden daha çok enerji vücuda girerse insülin artık bu görevini yapamaz hale gelir. İnsülin hormonunun  kanda kanda fazla bulunmasına rağmen yeterince etkili olamamasına insülin direnci (rezistansı) adı verilir. 
İnsülin direnci neden olur ?
İnsülinin vücutta etkili olabilmesi için hücre zarındaki alıcılara bağlanarak hücreye girmesi ve etkisini göstermesi gerekir. İnsülinin alıcılara bağlanmasını engelleyen veya bağlandıktan sonra hücreye etki etmesini azaltan durumlar insülin direnci yapar. Bunlar genellikle genetik yatkınlık, kilolu olmak, kortizonlu ilaç tedavileri, bel çevresinin artmış olması, yaşlanma ve hareketsiz yaşam biçimi ve beslenme şekli ( fast food , karbonhidrattan zengin, hazır paketlenmiş gıdalar, dondurulmuş gıdalar, hazır meyve suları, gazlı içecekler, mısır şekerinin kullanıldığı gıdalar, rafineri gıdaların tüketimi) insülin direnci yapabilir.
İnsülin direncine sebep olan hormonal hastalıklar nelerdir?
Yumurtalık kistleri, büyüme hormonu eksikliği veya fazlalığı, strese cevap olarak salgılanan kortizol ve adrenalin hormonunun fazla salgılanması, süt hormonun fazlalığı, tiroid bezinin az ya da çok çalışması, parathormon yüksekliği, erkeklik ve kadınlık hormon eksiklikleri gibi hastalıklar insülin direnci oluşmasına neden olabilir.
Sağlıklı kişilerde insülin direnci olabilir mi?
Sağlıklı insanların yaklaşık %25’de insülin direnci olabilir.
insülin direncinden ne zaman şüphelenmek gerekir ?
Diyet  ve egzersize rağmen kilo verememe, yorgunluk halsizlik, çabuk acıkma, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra olan acıkma hissi, sabah yorgunlukları, öğle yemeği sonrası yorgunluk, uyku basması, elde ayakta titreme, soğuk soğuk terleme ve baygınlık hissi, tatlı yeme isteği (gece uykudan kalkıp tatlı bir seyler yemek ), giderek kilo alan kişinin ailesinde şişman ve diyabetli kişilerin varlığı durumlarında veya yukarıda bahsedilen hormonal bozukluk durumlarında insülin direncinden şüphelenmek gerekir. Bu hastalarda özellikle karın çevresinde yağlanma artışı görülebilir.
 İnsülin direnci hangi hastalıklara  sebep olur?
insülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalık için suçludur. Alzheimer (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptanmıştır.
İnsülin direnci kansere sebep olur mu?
İnsülin direnci ve obezite ile kanser arasında ilişki saptanan çok sayıda çalışma vardır. Bu kişilerde kanda artan insülin benzeri büyüme faktörü kansere yatkınlık oluşturabilir. Yemek borusu, Kalın bağırsak, Pankreas, Meme, Rahim, Yumurtalık, Prostat, Böbrek, Mesane, Tiroid ve Lenf kanseri riskini artırdığı yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemlenmiştir.
İnsülin direnci nasıl hesaplanır ?
10-12 saatlik açlık sonrası ölçülen açlık kan şekeri ve insülin hormon düzeyleri ile HOMA-İndeksi  hesaplanır. HOMA indeksi >2,5 üzerinde olan kişilerde insülin direnci vardır.
İnsülin direnci nasıl tedavi edilir ?
Yaşam tarzı değişikliği ve düzenli egzersiz hastaların büyük çoğunluğunda nsülin direnci düzeltilebilir. Düşük glisemik indeksli beslenme ( kan şekerini yükseltmeyen veya yavaş yükselten besinler ) çok önemlidir. Gereken hastalarda insülin direncini kıran ilaçlar (metformin vb. ) tedaviye eklenebilir.  Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran en önemli faktörlerdir.
İnsülin direnci tedavi edilmezse neler olur?
Obezite, Tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit (kan yağları) yüksekliği,  ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma , karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde (iyi kolesterol) azalma ve idrarla atılan proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür.





Read more →

DİYABETİK AYAK NEDEN ÖNEMLİDİR ?

,

1-Diyabetik Ayak oluşma riski ne kadardır? Niye önemlidir ?

Her diyabet hastasının yaşamı boyunca %12–15 oranında diyabetik ayak ülseri gelişme riski vardır. Non-travmatik ayak amputasyonlarının % 40–60‘ı diyabete bağlıdır. Ayak ülserli bir diyabetik hastanın ortalama hastanede yatış süresi, ülseri olmayan bir diyabetliden en az % 50 daha uzundur.

2-Diyabetik ayak niye gelişir?

Diyabetin geç komplikasyonları olan periferik nöropati, periferik arter hastalığı ve ayak travmaları ülserlerin başlıca nedenleridir. Ayrıca motor ve otonom defisitler de ülser gelişimine katkıda bulunurlar. Diyabetik ayak ülserleri nöropatik, iskemik veya noro-iskemik olarak sınıflandırılırlar. Nöropatik ülserler diyabetik ayak ülserlerinin en sık görülenidir. Perfüzyonu kötü olan dokularda travma sonrası iskemik ülserler gelişir. Ayrıca eklem hareketlerinin kısıtlanması, kotu ayak bakımı ve ayak deformiteleri ayak ülserlerinin gelişimi için risk oluşturur.

3-Diyabetik Ayak ülseri nasıl sınıflandırılır?

Birçok ayak ülseri sınıflaması olmasına rağmen hiçbiri uluslararası kabul görmemiştir. Wagner-Megitt sınıflaması yarayı ülserin derinliğine ve gangrenin genişliğine göre sınıflara ayırmıştır. İki haftada iyileşmeyen bir cilt lezyonu bulunan diyabetli hasta acilen diyabetik ayak konusunda deneyimli bir uzmana sevk edilmelidir.

4-Diyabetik Ayak ülserinin değerlendirlmesi nasıl yapılır ? Niye önemlidir?

Ülserin öncelikli değerlendirilmesi yaranın iskemik mi veya nöropatik mi olduğunu ayırt etmektir. Diyabetik bir hastanın ülseri değerlendirilirken yaranın süresi, genişliği, derinliği, kokusu, osteomiyelit varlığı ve aldığı tedaviler dikkatlice değerlendirilmelidir. Değerlendiren hekim duyu muayenesi, periferik nabız muayenesi, ayak bileği-kol basıncı indeksi ve doppler ultrasonografi ile nöropatik veya vasküler hastalığı ayırt etmelidir. Manyetik rezonans (MR)-anjiyografi veya konvansiyonel anjiyografi hastanın tedavi planlaması yapılırken kullanılabilir. Oksijenlenmesi yeterli olmayan dokuların iyileşmesi mümkün değildir, doku perfüzyonu düzeltilemezse yapılan tedavilerin başarıya ulaşması mümkün değildir. Pürulan sekresyon ya da inflamasyonun en az iki klinik bulgusu (eritem, ısı artışı,hassasiyet, ağrı ve indurasyon) varlığında klinik olarak infeksiyon vardır.  Yaranın kötu kokulu olması infeksiyon için önemli bir kanıttır. Diyabetik ayak infeksiyonu çoğu kez ateş, lökositoz gibi sistemik bulgulara neden olmaz. Bu bulgular varsa kliniğin ağırlığına işaret eder.

5-Diyabetik Ayak Teşhisi nasıl konur?   Neler yapılmalıdır? 

Diyabetik ayak infeksiyonu ilk görüldüğünde yaranın temizlenmesi, nekrotik veya gangrenli  materyalin debridmanı ve kör uçlu steril bir prob ile yabancı cisim varlığı ve yaranın kemik ile temasının araştırılması gerekir.Bu aşamada alınan derin doku örneği kültur icin gönderilir. Yüzeyel sürüntü kulturleri kolonizasyonu yansıtması nedeniyle önerilmemektedir.  Hemogram, temel biyokimyasal testler, inflamasyonun serum belirtecleri (sedimantasyon, CRP) izlemde ve tedavi modifikasyonunda yararlıdır. Direkt grafiler çoğu olguda yabancı cisim, dokularda gaz varlığı  ve osteomiyelit bulguları yönunden önemli bilgiler sağlar. Derin doku infeksiyonu, abse ve osteomiyeliti değerlendirmek icin MR gerekebilir.

6-Diyabetik Ayak nasıl tedavi edilir?

Yara bakımı, antibiyotik tedavisi, ayağı basınçtan koruma ve sıkı glisemik kontrol

tedavinin esasını teşkil eder.Diyabetik ayak ülserleri multidisipliner yaklaşımla değerlendirilmelidir. Hastalar endokrinoloji, infeksiyon hastalıkları, ortopedi, plastik cerrahi, damar cerrahisi, fizik tedavi, podiyatrist, diyetisyen ve diyabetik ayak hemşiresinin olduğu bir ortamda değerlendirilmeli ve tedavileri planlanmalıdır. Başlangıçta ampirik olarak aerob ve anaerob spektrumları içermelidir.Hastanın izleminde klinik yanıt, kültür sonuçları ve antibiyotik duyarlılığına göre antibiyoterapi modifiye edilir. Osteomiyeliti olmayan hafif yaralarda antibiyotik tedavisi ortalama 2 hafta verilir.  Osteomiyelit varlığında kemiğe penetre olabilen ajanlar  ile yapılan uzun sureli (4–6 hafta) tedavilerin sıklıkla remisyon sağladığı gösterilmiştir. Yara düzenli olarak izotonik sodyum klorür ile temizlenmelidir.

7-Diyabetik ayak tedavisinde cerrahi gerekirmi ?

Diyabetik hastalarda periferik arter hastalığı tipik olarak diz ve ayak bileği arasındaki

damarları etkiler. İskemik ve nöro-iskemik ülserin standart tedavisi otojen doku (safen ven) ile femorodistal by-pass’tır. Ülser oluştuktan sonra dolaşım yeterli bile olsa üzerindeki mekanik yük kalkmadıkça iyileşmez. Yara üzerine bası sonucu oluşan strese ve ani basınca bağlı olarak yara yerinde sürekli hasar meydana gelir.

8-Diyabetik Ayak ülseri tekrarlarsa ne yapılır?

Rekürren ülser gelişimi ilk 12 ayda % 28 iken 40 ay sonunda % 100’e kadar yükselir. Bu nedenle diyabetik ülser öyküsü veya yüksek riski olan hastalar özel diyabetik ayak polikliniklerinde düzenli olarak takip edilmelidir. Ülser öyküsü veya iskemisi bulunan ayak 1–2 haftada bir değerlendirilmelidir. Ayak ülserinin tekrarlayıcı olduğu hastaya anlatılmalıdır.

9-Diyabetik Ayak Eğitiminde neler öğretilir ?

Tüm diyabetli hastalar eğitilmeli ve özellikle ağrı hissi olmayan hastaların ayaklarını mekanik, termal ve kimyasal travmalardan nasıl koruyacakları anlatılmalıdır. Her fizik muayenede ayaklar değerlendirilmelidir. Hastalara ülser tedavisinin esasları, infeksiyonun belirtileri ve düzenli ayak bakımının önemi anlatılmalıdır. Düzenli ayak bakımı, eğitim, basit hijyenik uygulamalar ve uygun ayakkabı seçimi gibi basit uygulamalar ile ülser oluşumunda % 50 azalma sağlanabilir. Ülser oluşumunu ve nüksü önlemede ayak basınçlarının ülser eşiğinin altına indirmek önemlidir. Hastalar ülsere neden olan ayakkabıyı tekrar giymemeli, hastanın deformite düzeyine ve aktivitesine göre uygun ayakkabı giymesi sağlanmalıdır.

KAYNAKLAR

1-http://www.saglik.gov.tr/TSHGM/belge/1-10265/eski2yeni.html





Read more →

OBEZİTE -KANSER İLİŞKİSİ ?

,
1-Obezite nedir?
Obezite vucut yağ oranının normalden fazla olmasıdır.Obezite de genetiğin rolu çok önemlidir.Vucut yağ oranı kadınlarda %20-30 ,erkeklerde %12-20 arası olmalıdır .Obezitede erkeklerde vucut yağ oranı %25, kadınlarda %35 'in üzerine çıkar. Obeziteyi değerlendirmek için bir diğer yöntem vucut kitle indeksine göre değerlendirme yapmaktır.
2-Türkiye'de obezite sıklığı ne kadardır? 
2010 yılında yapılan  TURDEP -2 çalışmasına göre Türkiye'de obezite sıklığı  %32 bulunmuştur.Erkeklerde kilo fazlalığının, kadınlarda ise obezitenin daha yaygın olduğu dikkati çekmektedir.Genel olarak erişkin yaşlardaki Türk toplumunun 2/3’ü kilolu veya obezdir.1998 yılında yapılan  TURDEP-I‘den itibaren geçen 12 yıllık süreçte erişkin nüfusumuzun yaş ortalaması 4 yıl artmıştır. Ortalama kadın ve erkek boyu 1’er cm artmış; kadınlarda kilo 6 kg, bel çevresi 6 cm, kalça çevresi 7 cm; erkeklerde ise kilo 8 kg, bel çevresi 7 cm,kalça çevresi 2 cm artmıştır.Sonuç olarak 1998’de yapılan TURDEP-I’e göre, yeni tamamlanan TURDEP-II çalışmasında Türkiye’de  12 yılda obezite sıklığı %44 artmıştır.
3-Obezite hangi kanserlerle ilişkilidir?
Özefagus ,kalın bağırsak,pankreas,rektum,menapoz sonrası meme, tiroid, rahim (endometrium), safra kesesi  kanseri , böbrek kanseri riski artar.
4-Obezitede kanser riski neden artar?
Yağ dokusundan salgılanan östrojen meme,endometrium kanser riskini artırır .Obez kişilerde salgılanan insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 seviyesi artar bu özellikle tiroid kanseri ve kalın bağırsak kanseri  riskini artırır.Obez kişilerde devamlı kronik bir iltihabi durum mevcuttur, bu oksidatif stresi artırarak kanser oluşumunu kolaylaştırır.Yağ dokusundan salgılanan sitokinler kanser riskini artırabilir.
KAYNAKLAR
1-http://www.cancer.gov/cancertopics/factsheet/Risk/obesity
2- www.itf.istanbul.edu.tr/attachments/021_turdep.2.sonuclarinin.aciklamasi.pdf







 
Read more →

TİROİD KANSERİ NEDİR ?

,


1-Tiroid kanseri nedir? Sıklığı nedir?
Tiroid kanseri, tiroid bezindeki hücrelerin farklılaşmasıyla (kansere dönüşmesiyle) oluşur. Sıklığı yaşa ve cinsiyete göre değişmekle birlikte, tedavisi mümkün ve olumlu yanıt alınma şansı yüksek bir kanser türüdür. En sık 30-70 yaşları arasında, erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülür. 
2-Tiroid kanseri ölümcül bir hastalıkmıdır?
Tiroid kanserinin sıklığı günümüzde artmış olmasına rağmen, ölüm oranı azalmıştır. Bunun nedeni, erken tanı ve cerrahi ve/veya radyoaktif iyot tedavisi ile etkili tedavinin yapılabilmesidir.
3-Tiroid Kanseri kimlerde sık görülür ?
 Tiroid kanseri, radyasyona maruz kalanlarda ve  genetik faktörle (ailede var olması) daha sık görülür. İyot yetersizliği olan bölgelerde yaşayan insanlarda, tiroid nodülleri daha sık saptansa da, tiroid kanseri sıklığında bir artış görülmemiştir. Tiroid kanseri kadınlarda erkeklere oranla 2-4  kat daha fazla görülse de, nodüllerin kadınlarda iyi huylu-kötü huylu olma ihtimali eşitken, erkeklerde, kötü huylu olma oranı kadınlara göre daha yüksektir.
4-Tiroid Kanseri hangi şikayetler ile kendini gösterir ?
Hastalarda genellikle şikayet ve belirti olmaz. Ancak muayene ve tetkikler sonucu teşhis edilir. Elle muayenede, ele gelen şişlik ve tiroid ultrasonunda tespit edilen nodüllerin sayısı ve büyüklüğüne göre yapılmasına karar verilen biyopsi sonucu ortaya çıkar. Nadiren de olsa, bazı hastalarda boyunda ağrı, ses kısıklığı, yemek yerken zorluk ve ağrıyla da kendini gösterebilir.
5-Her Tiroid nodulu kansere yol açarmı ?
Tiroid nodullerinin kansere dönüşmesi %5 oranındadır. Tiroid nodülü çok genç (14 yaş altı) ve çok yaşlılarda (65 yaş üstü) yüksek olasılıkla kanserdir.Erkek hastalarda tek nodul varlığında kanser ihtimali yükselir.Nodulun sintigrafide  hipoaktif olması,ultrasonografide kenar düzensizliği ,mikrokalsifikasyon varlığı,kanlanma artışı,nodulun etrafındaki halonun olmaması kanser riskini artırır. Ultrasonografide kistik nodul ,makrokalsifikasyon varlığında yüksek olasıklıkla iyi huylu nodule işaret eder.Sintigrafide sıcak nodul varsa kanser ihtimali çok düşüktür.
6-Her nodule ince iğne biyopsisi yapılmalımıdır?
Mevcut bilgilerimize göre Tiroid nodulunun iyi- kötü huylu ayırımı ince iğne biyopsisi ile yapılmaktadır.>1 cm üzerindeki tüm nodullere biyopsi önerilir. 5-10 mm arası şüpheli nodullerede biyopsi yapılması uygun olur.
7-Birden fazla nodul varsa hepsine biyopsi yapılmalımıdır?
İmkan varsa emin olmak için >1 cm den büyük  tüm nodullere biyopsi yapılması uygun olur.
8-Nodulun boyutu kanser için önemlimidir?
>3 cmden büyük nodullerde kanser riski fazladır.Bu nodullerde biyopsi temiz gelse bile ameliyat önerilmelidir.Bunun sebebi nodul büyüklüğü nedeni ile biyopsi alınan yerin dışında kanser ihtimalinin olmasındandır.
9-Biyopsi ( TİİAB ) sonucuna göre kaç çeşit sonuç gelebilir ?
A-) Yetersiz materyal (%15 cıvarındadır ) :Biyopsi tekrarı gerektirir.3 defa yetersiz materyal operasyonu gerektirir.
B) Benign (%70 ihtimal ):İyi huylu nodullerde 3-6 ay ara ile iki sonuç kanseri dışlar.Takipte nodul boyutunda %20 lık artış yeniden biyopsi yapmayı gerektirir.
C)Foliküler lezyon /şüpheli foliküler neoplazi ( 3-6 ay ara ile biyopsi tekrarı yapılabilir.Kesin tanı için ameliyat önerilir (Histopatolojik tanı )
D) Şüpheli sitoloji (%10 vakada ) :Ameliyat önerilir.
E) Malign sitoloji (%5 vakada ):Ameliyat önerilir.
10-Kaç çeşit Tiroid Kanseri vardır?
a-) Diferansiye Tiroid Kanserleri
a1-)Papiller Tiroid Kanseri (Bunlardan en sık görüleni ve en iyi seyreden tip  papiller tiroid kanseridir )
a2-)Folliküler Tiroid Kanseri 
b-)Andiferansiye Tiroid Kanserleri
c-) Anaplastik Tiroid Kanseri
d-) Medüller Tiroid Kanseri 
11-Tiroid Kanseri nasıl tedavi edilir ?
 Öncelikli tedavi şekli, cerrahidir. Ameliyatla tiroid bezinin tamamı alınır. Tamamlayıcı tedavi olarak, ameliyat sonrası, radyoaktif iyot tedavisi ve tiroid hormonunun dışarıdan yerine konulması tedavisi uygulanır.
12-Ameliyatın ne gibi riskleri vardır ?
 Ameliyat sonrası, %3 ses tellerine giden sinirlerin felci, %3 oranında da paratiroid bezinin alınması sebebiyle ömür boyu kalsiyum eksikliği gelişebilir.
13-Her Tiroid Kanserine Radyoaktif iyot (Atom ) tedavisi verilir mi ?
Patolojide tümör büyüklüğü küçükse (mikrokarsinom- 1 cm den küçük ) ,damar ve çevre dokulara yayılım yoksa verilmeyebilir.
14-Tiroid Kanseri takibi nasıl yapılır?
Hastalar ömür boyu tiroid hormonun dışarıdan yerine konulması tedavisi görmelidir.6 ayda bir Tiroid ultrasonografisi ve TG (Tiroglobulin ) tetkiki yaptırmaları gerekir.Süreler hastadan hastaya değişebilir.Bazı hastalarda 2.kez operasyon gerekebilir.Birkaç kez Radyoaktif iyot tedavisi alan hastalarda mevcuttur.
15-Hangi tür Tiroid Kanserleri kötü seyredebilir ?
Anaplastik Tiroid kanseri en kötü seyredebilen türdür.Medüller Tiroid kanseri ikinci sırada gelir.Diğer Tümör tiplerinin uzun vadede seyri genellikle iyidir.

Read more →

GEBELİKTE HİPOTİROİDİ ( TİROİD BEZİNİN AZ ÇALIŞMASI )

,


1-Kadınlarda tiroid bozuklukları niye önemlidir?
Tiroid hastalıkları diyabetten sonra üreme çağındaki kadınlarda en sık karşılaşılan endokrin bozukluktur. Bu hastalıkların neden olduğu tiroid fonksiyon bozuklukları infertiliteye (kısırlık), önemli gebelik komplikasyonlarına, fetüs ve yenidoğanda ciddi problemlere yol açabilir. Bu nedenle gebelikte tiroid hastalıklarının erken tanısı ve uygun tedavisi maternal (anne) ve fetal (çocuk) morbiditenin (hastalığa yakalanan hasta sayısı) önlenmesi açısından son derece önemlidir.
2-Üreme çağındaki kadınlarda hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması )ne sıklıkta
görülür?
Üreme çağındaki kadınlardan oluşan genel populasyonda hipotiroidi sıklığı % 2-4 oranında bildirilmektedir.
3-Hipotiroidi kısırlık yapar mı?
Hipotiroidili kadınların %23’de adet düzensizlikleri özellikle oligomenore (seyrek adet görme) bulunduğu bildirilmiştir. Hafif hipotiroidili olgularda yumurtlama ve gebelik gelişebilir. Ancak düşük, ölü doğum ve erken doğum sıklığı da artmıştır.
4-Gebelikte tiroid hormonlarında değişiklik olur mu?
Gebelik süreci tiroid fonksiyonlarında fizyolojik değişikliklere neden olur. Gebelikle birlikte artan gebelik hormonu (human corionic gonadotropin hCG) aynı zamanda tiroidi uyarıcı etkiye sahiptir ve tiroid bezini uyarır.Tiroid bezi artan uyarıya tiroid hormon sentezi ile yanıt verir. Tiroid hormon sentezi için yeterli iyot alımı gereklidir.
5-Gebelikte günlük iyot ihtiyacı ne kadardır?
Erişkinlerde günlük iyot ihtiyacı 100-150 µg iken gebelikte böbreklerden iyot atılımının artışı, çocuğa iyot geçişi ve fizyolojik değişikliklere bağlı artan ihtiyaç nedeniyle günlük iyot alımının artması gereklidir (>250 µg/gün). Yeterli iyot alan gebede fizyolojik adaptasyon sağlanacak, anne ve fetus için yeterli tiroid hormonu üretilecektir.
6-Gebelikte hipotiroidi ne sıklıkla gelişir?
Gebelikte hipotiroidi görülme sıklığı %0.3-0.5; herhangi bir şikayet olmadan ancak TSH yüksekliği ile belirlenen subklinik (hafif ) hipotiroidi sıklığı ise %2-3 oranında bildirilmektedir.
7-Gebelik te hipotiroidi niye olur?
Gebelikte hipotiroidinin en önde gelen nedeni iyot eksikliğidir. İyot alımı yeterli olan gebelerde ise otoimmün tiroidit (Haşhimato hastalığı ) hipotiroidinin en sık nedeni olarak ön plana çıkmaktadır. Diğer nedenler ise sıklıkla zehirli guatr tedavisi için uygulanan ameliyat veya radyoaktif iyot (atom) tedavisi, geçirilmiş tiroid iltıhabı ve ilaç kullanımı (amiadaron, lityum, antitiroid ilaçlar) olarak sayılabilir.
8-Gebelikte tiroid tembelliği anneyi nasıl etkiler?
Tedavi edilmeyen veya yetersiz tedavi alan tiroid tembelliği olan gebelerde anne bebekte etkilenme arttığı bilinmektedir. Tiroid tembelliği olan tansiyonu ve abrubtio plasenta (plesentanın erken ayrılması) riskinde artış olduğu bildirilmiştir.
9-Hipotiroidi fetus için nasıl etkisi olur?
Klinik ve deneysel çalışmalar ile tiroid hormonunun fetusun beyin ve nörolojik gelişimi için gerekli olduğunun gösterilmesi özellikle son yıllarda gebelikte hipotiroidi konusuna ilgiyi artırmıştır. Fetus 12. gebelik haftasından itibaren kendi tiroid hormonunu üretmektedir. Fetusun tiroid hormonu ihtiyacı bu süreye kadar anneden plasenta yolu ile geçen T4 ile sağlanmaktadır. Sadece klinik hipotiroidide değil maternal (anne ) TSH taraması ile belirlenebilen subklinik (hafif ) hipotiroidi ile bu annelerden doğan çocukların psikolojik-entelektüel-nörolojik gelişim bozuklukları arasında ilişki olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Yapılan bir çalışmada gebelik döneminde TSH düzeyleri yüksek bulunan gebelerin okul çağına gelen çocukları nöropsikiyatrik 15 test ile değerlendirilmiştir. Buna göre 17. gebelik haftasında hipotiroid(tiroid tembelliği ) ve ötiroid(tiroid hormonları normal ) olan annelerin çocuklarının testleri değerlendirildiğinde hipotiroidik hasta grubunun çocuklarında IQ testleri dahil olmak üzere test sonuçlarının bozuk olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma ilk trimesterde maternal tiroid hormonlarının çocukların psikolojik-entelektüel-nörolojik gelişimi üzerinde önemini vurgulamıştır.
10-Gebede hipotiroid tanısı nasıl konur ?
TSH gebelerde de tiroid disfonksiyonunu belirlemede kullanılması önerilen temel testtir. Gebelikte hipotiroidiyi belirlemede ve takipte sadece TSH değil sT4 düzeyleri de büyük önem taşır. 24. haftadan sonra tiroid hormon eksikliği saptanan annelerin çocuklarında ise psikomotor gelişim geriliği izlenmemiştir.
11-Gebelikten önce TSH taramasına gerek var mı?
Gebelikte hipotiroidinin klinik önemi biliniyor olsa da gebelerde rutin TSH taraması konusu halen tartışmalıdır. Buna karşı Amerika Endokrin Birliği TSH’nın gebelikten önce veya ilk trimestrdeki (ilk 3 ay) tüm kadınlarda ölçülmesi gerekliliğini savunmaktadır. Bu olgular ilk prenatal vizit veya gebelik tespiti ile birlikte taranmalıdır.
12-Türkiye' de durum ne? Her gebeyi tarayalım mı?
Türkiye iyot eksikliği bölgesi olduğundan gebeliğin doğrulanması ile birlikte tiroid fonksiyonlarını (TSH, sT4 ve Anti TPO Ab) kontrol etmek gerekir. Çünkü uygulanan iyot proflaksisine rağmen, kırsal bölgelerde daha belirgin olmak üzere halen Türkiye’nin %27.8’ de ciddi-orta derecede iyot eksikliği devam etmektedir .
13-Gebelikteki hipotiroidi nasıl tedavi edilir?
Gebelikteki hipotiroidi tedavisinde yeterli iyot alımının yanı sıra sT4 düzeylerini ve hedef TSH değerinin ise <2.5 mU/L olması önerilmektedir.
14-Gebelikte tiroid hormon ihtiyacı artar mı?
Gebelik öncesi tiroid tembelliği olan ve tiroid ilacı kullanan hastalarda gebeliğin saptanması ile birlikte dozungebelik öncesine göre %30-50 oranında artırılması pratik bir öneridir.
15-Tiroid kanseri olan gebelerde tedaviye nasıl devam edelim?
Tiroid kanseri tanısı olan ve tiroid ilacı kullanan hastalarda, normal doza göre daha yüksek ilaç kullanmak gerekebilir.
16-Gebe hipotiroidi izleminde nelere dikkat edilir?
Tiroid ilaç tedavisi alan gebeler tedavi başlandıktan veya doz değişikliği yapıldıktan 4-6 hafta sonra sT4 ve TSH düzeyleri ile endokrinolog veya iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.
17-Doğum sonrası doz değişikliğine gerek var mı?
Doğum sonrası L-T4 dozu gebelik öncesindeki doza düşürülmelidir. Doğum sonrası 6. haftada serum TSH düzeyi kontrol edilmelidir.





Read more →

10 SORUDA GESTASYONEL DİYABET

,
1-Gestasyonel Diyabet nedir?
İlk kez gebelik sırasında başlayan ve tanı konulan karbonhidrat intoleransı ve kan şeker yüksekliğini ifade eder.
2-Gestasyonel Diyabet niye oluşur?
En önemli sebebi insülin direncidir. İnsülin direnci gelişiminde HPL,Leptin, Kortizol, Progesteron, Östrojen,Adiponektinin  gibi hormonlar yol açar .
3-Kan şeker yüksekliği fetüsü nasıl etkiler?
Yüksek glikoz plesentadan kolaylaştırlmış diffüzyon ile geçer, Fetüsün pankreasında  hiperinsülinemiye yol açarak  anabolizan etki ile makrozomiye  (fetüsün normalden büyük olması ) yol açar.
4-Gestasyonel Diyabetin sıklığı ne kadardır ? Tarama için ne yapılır ?
Gestasyonel Diyabet, doğurganlık çağındaki kadınların %7 sini etkileyebilir. Rutin olarak tüm gebelere gebeliğin 24-28. haftalarında tarama amaçlı OGTT (Şeker Yükleme Testi ) yapılmalıdır.
5-Tarama daha erken yapılabilir mi ?
Gebe ilk vizitede diyabet riskleri açısından değerlendirilir (Aşırı obezite,kendi hikayesinde  Gestasyonel DM olması, aile hikayesi, Polikistik over sendromu ) varsa mümkün olan en kısa zamanda  tetkikleri yapılmalıdır.
6-OGTT nasıl yorumlanır?
50 gr glukoz yükleme testi (OGTT ) yapılarak kan şekeri 1.saat  değeri >130  üzerinde olan hastalara 100 gr glukoz yükleme testi yapılır.100 gram şeker yüklemesinde AKŞ  105, 1.saat 180,  2.saat 155,  3.saat değeri  145 üzerinde olan iki değer varsa teşhis konur. Sadece 1 değer  yüksek çıkarsa test 4 hafta sonra
tekrarlanır.
7-Kan şeker yükseliği fetüste ne gibi sıkıntılara yol açar?
Gebeliğe bağlı şeker hastalığında Açlık kan şekeri >105 üzerinde seyrederse gebeliğin son 4-8 haftasında anne karnındaki bebeğin ölüm riski artar, çocuk normalden ağır (4000 gr üstü), yenidoğan bebekte kan şeker düşüklüğü,kalsiyum düşüklüğü, polisitemi (Eritrosit sayısının fazlalığı ), Billurubin yüksekliği  ( yenidoğan sarılığı ), solunum yetersizliği, doğum sırasında travma ve omuz çıkıkları daha sık  görülebilir.Gebelerde Tansiyon  yüksekliği, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi ) sık görülebilir.
8-Tedavi nasıl yapılır ?
1-Diyet ve ekzersiz (25-35 kcal /kğ ),Üç ana üç ara öğün.Hafif orta derecede egzersiz 150 dk /haftalık  yürüyüş.
2-İnsülin Tedavisi : Regüler insülin ve Analog insülinler kullanılabilir.
3-Oral antidiabetikler kullanılmaz.
9-Kan şeker hedefimiz ne olmalıdır ?
Hedefimiz AKŞ<95,  1.saat tokluk glukozu <140,  2.saat tokluk  glukozu <120 , HbA1C<%6  olmasıdır.Günülk takipler önemlidir.Günde 7 defa ölçüm istenir. İlk 2 trimesterda 15 günde bir 3 günlük ölçümler istenir.Son 3 ayda haftada 3 günlük ölçümler  istenir.
10-Gestasyonel Diyabet doğumdan sonra devam edermi ?
Hastalarda 10 yıl sonra Diyabet ortaya çıkma riski %50 cıvarındadır. Doğumdan sonra 6-12 hafta sonra şeker yüklemesi ile değrelendirme yapılması gerekir.Eğer değerler normal ise 3 yıl aralarla test tekrarlanmalıdır.Bozulmuş açlık kan şekeri veya tokluk kan şekeri durumunda  yılda bir defa şeker yüklemesi yapılmalıdır.




 
Read more →

DİYABETTE KULLANILAN BİTKİSEL ÜRÜNLER

,

Günümüzde 400’den fazla bitki ve 120’den fazla doğal kaynaklı ürünün yanı sıra birçok vitamin ve mineral diyabet hastaları tarafından tedaviye destek amacıyla kullanılmaktadır.
Hipoglisemik Etkili Bitkiler
Hipoglisemik etkili ilaçlar ve doğal ürünler  pankreas beta hücrelerinden insülin üretimini  arttırmak suretiyle hipoglisemi oluşturarak etki gösterirler. Bu mekanizma ile etki eden ilaçlar ve doğal ürünler sadece Tip II diyabet hastalarında faydalı olurken, tüm tip I diyabetlilerde ve insülin üretme yeteneğini kaybetmiş Tip II diyabet  hastalarında etkisizdirler.Banaba,Kudret narı,Çemen,Gurmar  Bu  şekilde etki eder.
İnsüline Hassasiyeti Arttıranlar:
Diyabet, insülin salıverilmesinin azaldığı ve/veya insülinin etkisinin azaldığı (insüline direnç oluşumu gibi) bir hastalıktır. Birçok doğal ürün de periferal insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterirler. Tarçın,Krom,Vandyum,Ginseng bu şekilde etki eder.
Karbonhidrat Absorbsiyonunu Engelleyenler:
Gastrointestinal kanaldan karbonhidrat absorbsiyonunun yavaşlaması kan glikoz seviyesinde düşüşe neden olmaktadır. Birçok doğal ürün de bu yolla fakat farklı bir mekanizma ile etki  gösterirler.Bunların çoğu lif (fiber) içermektedirler. Genel olarak suda çözünebilen ve çözünmeyen olarak iki tip lif vardır.Psylium,Konyak Bitkisi bu şekilde etki eder.
Diğer doğal ürünler:
Aşağıda tedaviye destek amaçlı kullanılan alfa-lipoik asit ve selenyum hakkında kısa bilgiler verilmiştir.
Alfa Lipoik Asit:
Alfa lipoik asit endojen bir koenzimdir. Antioksidan etkilidir ve E vitamini, C vitamini, glutatyon gibi vücuttaki diğer antioksidanları yenilediği düşünülmektedir.Alfa lipoik asit, diyabet nedenli periferal nöropati semptomlarını gidermekte, ayak ve bacaklardaki  yangı, sızlama, karıncalanma gibi hisleri azaltmaktadır. Ancak iyileşmenin fark edilebilmesi 3-5 hafta sürebilmektedir.
Selenyum :
Selenyumun diyabetten korunma ve diyabet  tedavisindeki yeri uzun yıllardır ilgi çeken bir konudur. Oksidatif stresin insülin direnci ve diyabete katkısı bulunduğu düşünülmektedir. Bu nedenle antioksidan etkisinden ötürü selenyumun diyabet hastaları için yararlı olabileceği düşünülmüştür.Ancak yapılan popülasyon araştırmalarına göre, yüksek serum selenyum konsantrasyonu Tip II diyabet oluşumu riskini arttırmaktadır. Yapılan son klinik çalışmalardan birinde yaklaşık 7 yıl boyunca
günde 200 mikrogram selenyum desteği kullanan yaşlı hastalarda tip II diyabet oluşumu riskinin arttığı kanıtlanmıştır.

KAYNAK



Read more →

HORMONLARIN YAPISI NEDEN OLUŞUR?

,
Hormonlar bileşimlerine göre 4 ayrı gruba ayrılırlar

1-Protein ,glikoprotein, polipeptid hormonlar (Hipofiz Hormonları,Büyüme hormonu,PRL,Parathormon,insülin,Glukagon )
2-Amin (veya aminoasit ) hormonlar (Tiroid,Adrenalin,dopamin)
3-Steroid Hormonlar (Kortizol,mineralkortikoid,Testosteron,Östrojen,Progesteron,vit D)
4-Lipid kaynaklı Hormonlar (Prostoglandin,Enkafalinler )

Hormonların hedef hücrelerdeki etkileri ve hedef hücrenin cevabı özel reseptörler aracılığı ile olur.Reseptörlerle birleşen hormonlar, ikincil bir haberci vasıtası ile hücre içinde etkileri meydana getirir.

Hormonlar 5 yolla hedef hücrelerini etkiler

1-Parakrin etki  (yakınındaki hücrelere )
2-Endokrin etki ( Kan ile hormonun daha uzağa iletilmesi )
3-Justakrin etki (Bitişiğindeki hücreye etkisi )
4-Otokrin (Kendisini etkilemesi )
5-Nörokrin ( Nörotransmiterlerle etki )


Read more →

TİROİD İNCE İĞNE ASPİRASYON BİYOPSİSİ NASIL YAPILIR ?

,


1.Tiroid nodülü olan hastalarda sitolojik analiz için yapılmaktadır.

2.İslem hasta yatar pozisyondayken, boyun geriye atılarak uygulanmaktadır.

3.İşlem öncesinde veya sırasında herhangi bir sakinlestirici ya da anestezi gereksinimi yoktur.

4.Genellikle 10 cc.lik ve 22-23 Gauge tek kullanımlık sırıngayla, nodülün bulundugu yerdeki cilt alkollü pamukla silindikten sonra, nodüle igne batırılıp hücre almaya çalısılarak yapılır.

5.İgne boyuna batırıldıgında hastanın konusmaması ve yutkunmaması istenir.

6.İgne batırıldıktan sonra nodül içinde ignenin döndürülmesi ve asagı-yukarı oynatılarak sırınganın pistonuyla basınç yaratılmak suretiyle aspirasyon yapılması mümkündür.

7.Aynı nodüle bir seferde birden fazla igne batırılabilir. Ayrı zamanlarda bu biyopsi tekrarlanabilir.

8.Nodülden yeterli hücre alınamama olasılıgı vardır ve bu oran yaklasık %15-20arasında degisir. Yeterli hücre alınamadıgı durumlarda biyopsinin tekrarı gerekebilir.
9.İslem sırasında enjeksiyon yerinde agrı (nadiren çene ve kulaklara yayılabilir ve 1-2 gün sürebilir) nodül ve tiroid içine az miktarda kanama, geçici ses kısıklıgı, ciltte morarma, boyunda sisme, bas dönmesi, fenalık hissi, bayılma olabilir.Kanama ve morarma komplikasyonları antikoagülan ilaç alanlarda daha sık görülebilmektedir




Read more →

TÜRKİYE'DE ENDOKRİNOLOJİ'NİN TARİHİ

,


1933 Üniversite Reformu ile Türkiye 'ye gelen ve vefatına kadar Çapa Tıp Fakültesi 2.Dahiliye Kliniğinde (Bezmialem Vakıf Gureba Hastanesi) ders veren ünlü Alman Klinikçisi Prof.Dr.E.Frank Endokrinoloji ve Diyabet konusunda çalışmalar yapmıştır.Dr.Franke sadece ders vermekle kalmamış zamanında birçok modern labaratuvar kurmuş diyetetik anlayışını Türkiye'ye getirmiştir.Dr. Frank Türkiye'ye gelmeden önce ilk guanidin türevi Silubin'i bulmuştur.''Karbonhidrat Metabolizması Patolojisi ''   adlı kitabı Prof. Dr. Ferhan Berker  tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.
Prof.Dr.Selahattin Koloğlu  (1923-2003 ) ,Ankara Üniversitesi bünyesinde Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı 1974 yılında İç Hastalıkları kürsüsüne ait mekanda ve bu kürsüye ait kadrolarla,yurdumuzda bu akademik alanda ilk kürsü olarak, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kürsüsü adıyla kurulmuştur.Jinekolojik Endokrinoloji alanındaki ilk  önemli yazılar Besim Ömer Paşa tarafından basılmıştır.
Türkiye'de Endokrinoloji alanında öncülerden biri de prof.Dr.Suphi Artunkal (1907-1978 ) Haseki Hastanesi Tedavi Kliniğinde yetişmiş 1953 yılında Endokrinoloji ile ilgilenmeye başlamış.Türkiye'de ilk defa Nükleer Tıp yöntemlerini Tiroid hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanmıştır. Prof.Dr.Muzaffer Şevki Yener ''Türk Diyabet Cemiyeti 'nin '' kurucusudur. 

KAYNAKLAR: 
1-Bilimin ışığında Osmanlıdan Cumhuriyete Tıp ve Sağlık Kurumları ,Prof.Dr.Esin Kahya,Prof.Dr.Ayşegül D.Erdemir 391-393 shf

Read more →

TÜRKİYE'DE KAÇ ENDOKRİN UZMANI VAR?

,
 
Türkiye Endokrinoloji  ve Metabolizma  derneğine kayıtlı 449 Endokrin Uzmanı bulunmaktadır.Türkiye'nin her ilinde Endokrin Uzmanı bulunmamaktadır .Son yıllarda YDUS (Yan Dal Uzmanlık Sınavı ) ile Endokrin uzmanlık eğitimi alan kişi sayısı artmıştır. Aşağıdaki linkten hangi ilde kaç Endokrin Uzmanı olduğu ve isimleri çalıştıkları kurumlar öğrenilebilir.http://www.turkendokrin.org/hekim-ara.php
Read more →

ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI HANGİ HASTALIKLARIN TANI VE TEDAVİSİ İLE İLGİLENİR?

,

 Endokrinoloji vucudumuzdaki hormon salgilayan ic salgi bezlerinin hastaliklariyla ugrasan bir bilim dalidir. Endokrin sistem , iç salgı bezlerinin salgıladıkları hormonların azlığı, fazlalığı ve bu bezlerin tümörleri ve metabolizma hastalıkları ile ilgilenir. Endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, hipotalamus, hipofiz, tiroid,  paratiroid, pankreas, yumurtalıklar (Kadında overler, erkekte testisler), böbreküstü bezi (yağ dokusu, endotel (damar iç duvarını döşeyen hücreler)dir. Endokrinolog endokrin sistem hastalıklarıyla uğraşan doktordur. Endokrinologlar altı yıllık tıp fakültesini bitirirler ve sonrasında dört veya beş yıllık iç hastalıkları ihtisas programını tamamlarlar. Üç yıl da hormon hastalıklarına nasıl tanı koyacaklarını ve tedavi edeceklerini öğrenmek için geçirirler. Toplam olarak bir endokrinoloğun eğitimi 13 yıldan fazla zaman almaktadır.
Endokrin hastalıklar ve bozukluklar nelerdir.
Obezite (Şişmanlık)
Şeker Hastalığı
İnsülin Direnci
Hipoglisemiler (şeker düşüklüğü)
Endokrin hipertansiyon
Tiroid hastalıkları  (Hipotiroidi, hipertiroidi, tiroid nodülü, tiroid kanserleri )
Paratiroid bezi hastalıkları (Hiperparatiroidi, hipoparatiroidi, paratiroid adenomu)
Böbreküstü bezi bozuklukları ( Addison hastalığı, cushing sendromu, konjenital adrenal hiperplazi, androgenital sendromlar, feokromasitoma )
Yumurtalık hastalıkları ( polikistik over sendromu, hipogonadizm)
Testis hastalıkları ( Hipogonadizm, testosteron hormon eksikliği, kısırlık )
Kemik Hastalıkları ( osteomalazi, osteoporoz, osteogenez imperfekta, metabolik kemik hastalıkları, paget hastalığı)
Metabolizma hastalıkları ( Karbonhidrat , yağ ve protein metabolizma bozuklukları, ürik asit yüksekliği, kolesterol yükseklikleri, kolesterol düşüklüğü, doğuştan hormon eksiklikleri, enzim eksiklikleri )
Vitamin ve mineral bozuklukları ( vitamin B12 eksikliği,  Dvitamini eksikliği , kalsiyum düşüklüğü, sodyum düşüklüğü, magnezyum ve çinko eksiklikleri )
Büyüme ve gelişme gerilikleri ,boy kısalıkları
Beslenme bozuklukları
Erken ergenlik sorunları , ergenlik gecikmeleri
Aşırı Terleme, Aşırı Boy Uzaması,
 Adet düzensizlikleri, Hirsutizm (Kıllanma)
Poliglandüler sendromlar ( birden fazla salgı organının etkileyen hastalıklar)
Mültiple endokrin hastalıklar ( MEN sendromları )
Hipofiz ve hipotalamus hastalıkları
a)      Büyüme hormonu eksikliği veya fazlalığı
b)      Prolaktin yüksekliği veya prolaktinoma
c)      Diyabetes insipidus
d)     Hipofiz ve hipotalamus kitleleri
e)      Sheehan sendromu
f)       Cushing hastalığı

Endokrinolojik tanı testleri  yapılabilmektedir;  Glukoz Tolerans testi, ACTH (Synacthen) Uyarı testi, İnsülin Hipoglisemi testi, Glukoz-Büyüme Hormonu Baskılama testi, Dekzametazon Baskılama testi, Su Kısıtlama Testi, Tuz Yükleme testi, 72 Saatlik Açlık testi, TRH Uyarı testi, GnRH Uyarı testi, Human Koryonik Gonodotropin Testi (Pregnyl testi), CRH Uyarı testi, GHRH Uyarı testi uygulanmaktadır.




Read more →

ENDOKRİN UZMANI NASIL OLUNUR?

,

Türkiye'de Endokrinoloji ve Metabolizma hastalıkları uzmanı olmak 14 yıllık eğitim sonrası mümkündür.Temel tıp eğitimi sonrası (6 yıl )  İç hastalıkları branşını seçip uzmanlaşmak (5 yıl ) üstüne Endokrinoloji yan dal ihtisası (3 yıl ) yapmak gerekiyor.
Tıp eğitimi sonrası Tıpta Uzmanlık Sınavında (2011 eylül TUS sınavı Dünyadaki en zor 2.sınav seçilmiştir ) başarılı olmak uzman olmanın ilk adımı .Sonrasında İç Hastalıkları Uzmanları arasında yapılan Yan Dal Uzmanlık Sınavında (YDUS ) başarılı olmak gerekiyor.
Read more →